ibrahim's profilemihritaliaPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
mihritaliabismillahirrahmenirrahim. esselamun aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu. hos geldiniz. allah razi olsun. sizleri su sitelerede ziyarette bulunmanizi tavsiye ederiz. www.mihr.com www.hidayetcagi.com ilginiz icin yeniden tesekkur ederim. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Public folders ![]() 13 nisan
![]() adnan oktar'dan
![]() ayse ozdemir sohbetleri
![]() belgeler (ayetler, hadis-i serifler, sohbetler ve cesitli evliyalardan)
![]() cuzler halinde kur'an-i kerim
![]() dur yolcu
![]() efendimizden fonlu kisa sohbetler
![]() fazil emre sohbetleri
![]() fethullah gulen hoca efendilerin imam iskender ali mihr hakkindaki sozleri
![]() gul kokan sevgil
![]() guller ve cicekler
![]() hasat haci bayrami veli hz
![]() Home page photos
![]() hz. mehdi as_
![]() imam iskender ali mihr hz. sohbetleri
![]() ingilizce teblig
![]() insanlarin hacet namazini kilmalari icin dokuman
![]() kinali kuzular. kinali hasan
![]() kur'an-i kerim lafzi ve ruhu
![]() mehter marsi
![]() MIHR cep programlari
![]() my phone mobile.
![]() osmanli imparatorlugunun kurulusu
![]() osmanli. ottomano.
![]() tasavvuf muzigi, cesitli videolar ve ilahiler
![]() TurkBirDev
![]() turkuler
![]() ucretsiz kur'an-i kerim programlari
![]() Videolar
![]() yunus emre
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
December 09 Konuşulan konu olmeden evvel ruhunuzu allah'a ulastirmayi dileyin kardeslerim. mutlu olun. sizleri cok ama cok sevi
Nicedir bin cefa çeker durursun, nicedir elem tezgâhında nakış dokursun. Meczup sanıp kendini boş avunursun. Ağla ey kalbim Hakk diye diye… Ağla, gözlerinden inci tanesi yaşlar dökülsün. Ağla ey kalbim! Ağla ki kara dikenlerin ak güle dönsün… Sarp kayalıklar gizli tarik üstünde, düştü isen sen de yüzün geriye, tez dön de göklere ağla ey kalbim! Ağla, Hakk diye diye…
Alıntı Konuşulan konu olmeden evvel ruhunuzu allah'a ulastirmayi dileyin kardeslerim. mutlu olun. sizleri cok ama cok sevi December 07 bayraminiz mubarek ola.
Kutlu ola âlem-i cîhâna, kutlu bayram… December 01 RüyalarRüyalar, normal standartlarda görülen rüyalar ve Allah’ın özel işaretini taşıyan rüyalar olarak ikiye ayrılır. Allahû Tealâ en çok rüya yorumu yapmak yetkisini Hz. Yusuf’a vermiştir. Hz. Yusuf esir tüccarlarına satılır. Sonra da esir tüccarı onu Firavun’un sarayının önünde, Firavun’un hazinecibaşısına satar. Hz. Yusuf çok yakışıklıdır. Öyle ki, meyva soyan hanımlar, O’na bakarken ellerini kesmişlerdir. Allahû Tealâ Hz. Yusuf’u o kadar güzel bir yapıya sahip kılmıştır. Kardeşleri bu yüzden Hz. Yusuf’a çok öfkelidirler. O’na diş bilerler. Bu yüzden O’nu kuyuya atıp, esir tüccarların eline geçmesini sağlamışlardır. Hazinecibaşının hanımı Hz. Yusuf’a aşık olur. Hz. Yusuf evde hizmetteyken O’nun üzerine hücum eder. Hz. Yusuf kaçarken arkasını döner. Arkası dönükken, hanım O’nun sırtından gömleğini yırtar. Ve bağırmaya başlar. “Bana saldırdı, bana kötü şeyler yapacaktı.” der. Kocası gelir, karısını dinler. Oradakilerden bir kısmı derler ki: “Bu çocuk kaçtığını söylüyor, elbisesi de yırtılmış durumda. Eğer elbise arkadan yırtılmışsa gerçekten kaçıyor demektir. Önden yırtılmışsa o saldırdı demektir.” Ve elbisenin arkadan yırtıldığını görürler. Hazinecibaşı Hz. Yusuf’u affetmesi gerekirken affetmez. Hz. Yusuf hapse atılır. Hz. Yusuf herkese Allah’ı anlatır. Onun için hapishaneye “Medrese-i Yusûfiye” denir. Hz. Yusuf’un herkese ilim öğrettiği yer… Daha sonra Said-i Nursî Hazretleri için de aynı şey olmuştur. Zaten “Medrese-i Yusûfiye” adını veren Said-i Nursî Hazretleri’dir. Allahû Tealâ Hz. Yusuf’a rüya tabiri yetkisini vermiştir. Bir süre sonra Firavun bir rüya görür. Rüyasında 7 tane şişman inek, 7 tane zayıf ineği yok eder. Bu rüya fena halde Firavun’un asabını bozar. Rüyasının tabiri için etraftan birtakım bilgi sahibi insanları arar. Hz. Yusuf’a bir ulak gönderilir. Hz. Yusuf da rüyayı yorumlar. Hz. Yusuf Allahû Tealâ’ya rüyanın tabirini sorar. Allahû Tealâ O’na açıklamada bulunur. Hz. Yusuf der ki: “7 yıl kuraklık olacak, 7 yıl bolluk. Önce 7 yıl bolluk söz konusu. Bu bolluk devresinde biz çok ekin ekip depolarımızı doldurmalıyız. Ondan sonra 7 yıl kuraklık ve yokluk söz konusu olacak. Zayıf inekler kuraklık devresini, şişman inekler bolluk devresini ifade eder. Ve bolluk devresinde elde edilen mahsulle kuraklık devresinde de herkesin karnı doyardı.” der. Ve gerçekten de tam Yusuf’un söylediği şey olur. 7 yıl bolluk, devamlı ekerler, çok mahsul alırlar ve siloları doldururlar. 7 yıl yokluk sonunda, oradan elde ettikleri o mahsulün bütün ülkeye yettiğini görüyoruz. Bu arada Hz. Yusuf’un kardeşleri de Hz. Yusuf’un orada olduğunu bilmeden; oraya giderler. Çünkü ülkelerinde açlık baş göstermiştir. Babaları Hz. Yakup, hüzün içersindedir. En çok sevdiği oğlu Yusuf’tur. Ve O’nu kaybetmenin hüznü içersindedir. Çocuklarını Mısır’a; gönderir. “Gidin oradan bize de erzak isteyin.” der. Çocuklar gider. Ama Hz. Yusuf’u tanımazlar. Aradan çok yıllar geçmiştir. Ama o kardeşlerini görünce derhal tanır. Zaten kardeşlerinin Firavun’un hazinecibaşısı olarak Yusuf’u hayal bile etmeleri söz konusu değildir. Sonra birçok olaylar oluşur. Hz. Yusuf’un Allahû Tealâ tarafından rüyalar konusunda bilgilendirilmiş olması söz konusudur. Öyleyse rüya denilen müesseseye bakalım. Üç tane vücudunuz vardır; ruhunuz, vechiniz (fizik vücudunuz), bir de nefsiniz. Nefsinizin elektron devir sayısı, fizik vücudunuzun elektron devir sayısının yarısı kadardır. Bu sebeple nefsiniz, fizik vücudunuzun içerisinde esirdir, rehinedir. Hep orada kalmak mecburiyetindedir. Siz bayılmadıkça, ölmedikçe, bir de uyumadıkça nefsiniz vücudunuzdan asla ayrılamaz. Uyumak, bayılmak veya ölmek; 3 tane faktör, sadece bu 3 halde nefsiniz vücudunuzdan ayrılacaktır. Her gece uykuya daldığınız zaman nefesiniz değişir, kontrol artık sizden çıkmıştır, otomatik sistemler vücudunuzu kontrol etmeye başlar. Nefsinizin devir sayısı kısa zaman içerisinde süratle artar, fizik vücudunuzunki ise süratle düşer. Ve aynı noktada biri yukardan aşağı inip, öteki yukarı doğru çıkarken bir noktada birleşirler. Birleştikleri zaman nefsiniz vücudunuzdan çok kolay bir şekilde ayrılır. Nefsiniz vücudunuzdan ayrıldığı an; fizik vücudunuza kumanda etmekte olan akıl, fizik vücudunuzdan ayrılır, nefsinize kumanda etmeye başlar. İşte bu noktadan itibaren rüyadasınız. Uykuya daldığınız anda, nefsiniz vücudunuzdan ayrılır veya ayrılamaz. Eğer ayrılırsa bunu hissetmeyeceksiniz. Ama tam uykuya daldığınız zaman bir olay sizi durdurursa, o zaman bir sarsıntı geçireceksiniz. Bu geçirdiğiniz sarsıntı, olayın tamamlanmadığını gösterir. Yani nefsiniz vücudunuzdan ayrılamadı. Tekrar kendinize gelirsiniz. Rüyaların çok özel bir kısmı hayalden oluşur. Vücudunuzdan nefsiniz ayrılmamıştır, bir nevi hayal görmektedir, ayrılmadan görmektedir. Böyle olan insanlara uyurgezerler diyoruz. Uyurgezerlerin nefsleri vücutlarında olduğu halde uyumaları söz konusudur. Vücudun uykuya ihtiyacı olduğu için vücut uyuyacaktır. Ama uyurgezer, nefs vücuttan ayrılamadığı gecelerde fizik vücudu kullanır. O zaman bu âleme göre hayret verici ilişkiler müşahede edersiniz. Meselâ fizik vücudun içersindeki nefs, fizik vücudun gözleri hiç açılmadığı halde; kapalı gözlerle kişi resmen uykudadır ama evin içinde dolaşır. Kapıları açar, kapatır ve daha enteresanı birileri konuşur. Onu biraz sonra uyandırırsanız eğer, ona ne gördüğünü sorduğunuzda, gerçekten kapıda gördüğü birisi ile konuştuğunu kesin olarak tespit edersiniz. Ama o, bu âlemdeki kapıyı açtığının farkında değildir. Başka bir âlemdeki kapıyı açmış olur. Ve gelen misafiri de o kapıdan onunla konuşur. Siz oradaysanız onun sözlerini duyarsınız. Ama karşı tarafın sözlerini duymanız mümkün değildir. Çünkü o bu âlemde değildir. Ve eğer rüyasını hatırlarsa, dikkat edin mutlak söylediklerini size söyleyecektir. Göreceksiniz ki aynı sözler. Ama karşı tarafın işitmediğiniz sözlerini de ondan öğreneceksiniz. İkisi arasında bir mükâleme, bir konuşma olmuştur. Bu uyurgezerlerin halidir. Uyurgezerlerde çoğu zaman nefs vücuttan ayrılmaz veya ayrılamaz. Ama vücut uyur. Uyurken de dolaşır. Tehlikeli olaylarda bile vücudun negatif bir sonuca ulaşması söz konusu değildir. Balkonun trabzanları üzerinde dolaşır kişi, ama oradan aşağı düşmez. Kapıları açar, kapatır, hiçbir yere de çarpmaz. O, belki aynı evin içinde düşünür, dolaşır ama başka bir âlemde yaşar. O evin aynı olmayan başka bir âlemi vardır. Kapılardan hangisi aynı yerdeyse onları açar kapatır, dolaşır. Bu uyurgezer, rüya görüyor, gördüğü şey bir rüya; ama fizik vücut bu âlemde olduğu için böyle bir hayatı yaşar. Ne zaman nefsiniz vücudunuzdan ayrılırsa, ayrıldığınız an rüyayı yaşamaya başlarsınız. Ayrıldıktan sonra mutlaka ışık duvarını aşacaksınız. Saniyede 300.000 km’den fazla hıza mutlaka ulaşacaksınız. Bu esnada bu dünyaya ait olan herşeyi unutursunuz. Yeni bir âlem açılmıştır önünüzde ve düşünce sisteminizi aklınız bu yeni âlemlere göre dizayn eder. Rüyadasınız, bugüne kadar bildiğiniz veya bilmediğiniz, kâinatın neresine isterseniz gidebilirsiniz. Bu rüyadır. Gittiğiniz yerde eğer fizik âlemdeyseniz yani fizik vücudunuzun âleminde, bu âlemdeyseniz, hayretle bakacaksınız ki; yerdeki insanlar sizi göremezler. Siz onları görürsünüz. Bu zahirî âlemin insanları onlar… Yani siz fizik bedeninizle olsaydınız onlar gibi olacaktınız. Siz onları görürsünüz, bütün söylediklerini işitirsiniz, aralarında gidersiniz, koşarsınız, uçarsınız hiçbir zaman göremezler. Daha ötesi var mı? Evet var. Duvarların içinden geçebilirsiniz. Denizlerin dibine dalabilirsiniz. Herşey normal standartlarda cereyan eder. Yüz tane ev yan yana olsa, herbirinin bir duvarından girip diğer duvarından çıkıp bütün evlerin içini görebilirsiniz. Hiç kimse sizin kendilerini gördüğünüzün farkına varamaz. İşte bu rüyayı yaşadınız. Gittiğiniz herhangibir âlemde birisi size, uykuda olan vücudunuza dokundu, uyandığınız anda nerede olursanız olun bir şey sizi şiddetle çekecek, birdenbire yükseleceksiniz ve vücudunuza geri döneceksiniz. Bunları devam ettirirseniz bir süre sonra bu olayı net olarak yaşadığınızı göreceksiniz. Hangi standartlarda olursa olsun ne tarafa doğru gidecekseniz, o istikamette çekilirsiniz ve yükselirsiniz, süratle birkaç saniyenin içerisinde ordasınız. Otomatik sistemlerle normal rüyayı yaşarken fizik vücudunuzun içine girersiniz. Ama intibak edene kadar 5-6 saniyelik bir zaman devresi geçecektir. O sırada, o 5-6 saniye içinde, konuşmak isteseniz konuşamadığınızı görürsünüz. Konuşabilmek için bütün uzuvlarınızın yerli yerine oturması lâzım. Nefsiniz de vücudunuzun aynı bir görüntünün sahibidir, aynı standartlara sahiptir. Yani bir nefs için başka bir nefs; etten kemikten yapılmış olan, fizik cesedinize eş değer bir hüviyet taşır. Giderken ışık duvarını aşıyorsunuz, sonsuz hızla gidiyorsunuz gideceğiniz yere. Dönerken sonsuz hızla geliyorsunuz, ışık duvarını aşıp sıfır hıza kadar düşüyorsunuz. Ve fizik vücudunuzun içine giriyorsunuz. Her rüya bir olayı yaşamaktır. Allahû Tealâ’nın gösterdiği rüyalardaysa, Allahû Tealâ size özellikle bir işaret vermek istiyorsa, özel rüyalar gösterir. Orada fizik vücudunuzdan nefsiniz çıkıp dolaşmaz, sadece görürsünüz. İkisi birbirinden çok farklı hüviyetler taşır. İşte tayyi mekânla bir nefs tayyi mekânı bir rüya halidir. Bunu Allahû Tealâ size bir gün gelecek, bilinçli şekilde yapmayı nasip kılacaktır. O zaman fizik vücudunuzdan nefsinizin nasıl ayrıldığını yaşayacaksınız. Ve bilerek ayrılacaksınız, bilerek geri döneceksiniz. Ama geri döndüğünüzde farklı bir olayla karşılaşacaksınız. Rüyada olduğunuz gibi bir anda fizik vücudunuzun içine giremezsiniz. Her uzvunuzun üst üste gelmesi lâzım. Rüyada Allahû Tealâ’nın bir güzelliğini yaşarsınız. Fiziğin ötesine geçersiniz. Hız sınırları bütünüyle kalkar. Kâinatın neresine isterseniz orasına gitmek yetkisinin sahibisiniz. Veya bu dünyada dilediğiniz her yere… Allahû Tealâ insana bütün kapıları açmış ve çok özel imkânlar vermiştir. Allahû Tealâ’nın yolunda, tasavvufta olanlar bu nefs tayyi mekânını Allah’ın emrettiği standartlarda, Besmele ile başlayarak, Âyet-el Kürsî okuyarak gerçekleştirirler. Ve şeytanın onlara hiçbir kötülükte bulunması mümkün değildir. Ama aynı işi yapmaya kalkan, şeytanın öğretisiyle buna benzer bir hususu gerçekleştirmeye çalışanlar için tehlike vardır. Şeytan, onların kafasını çekiçlemek için hazır vaziyette bekler. Kim böyle bir zülmanî tayyi mekân gerçekleştirecekse, o kişi tehlikededir. Başının üzerinde bir, daire şeklinde bir kesim anormal bir hüviyet alır. Kişi çok rahatsızlık duyar. Allah’ın yolunda olduğunuz için çok şükredin çok hamdedin ki; bu güzellikleri Allahû Tealâ size yaşatır. Hiçbir sıkıntı duymazsınız. Herşeyin en güzel olduğu bir ortamda yaşarsınız. “Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor?” dersiniz. Ne diyorsunuz? Ne zaman rüyanızda şartlar fizikse meselâ bir fincanı aldığınız zaman elinizle tutabiliyorsanız, içindeki ıhlamuru içebiliyorsanız, o zaman zahirî âlemde değilsiniz, şartlar fizik. Orada berzah âlemindesiniz. Yani sizden evvel ölenlerin nefslerinin yaşamakta olduğu âlemdesiniz. İşte bunu hiç unutmayın. Yakınlarınızdan birisi öldüğü zaman boşuna üzülmeyin. Onların nefsleri yaşamaya devam eder. Fizik vücutları da toprağın içinde bir süre kalır. O kişiye yarım saat veya bir saat gelen kıyâmet günü uyandığında, Allahû Tealâ tarafından uyandırıldığında: “Ne kadar ölü kaldın?” sorusuna, “Yarım saat veya biraz daha fazla, bir geceden mutlaka az bir zaman uyuya kalmışım.” gibi bir şey söyleyecektir kişiler. Kıyâmet günü herkesin söyleyeceği söz budur. Yani hayat devamlı bir vetiredir ama biz insanlara göre zaman kavramı devreye girer. Ölümümüzden kıyâmet gününün gelmesine kadar kim bilir ne kadar süre geçer. Ama kıyâmet günü, hepiniz nasıl öldüyseniz o hüviyette yeniden dirileceksiniz. Ve hatırlayacağınız şey, kendinizi sadece yarım saat veya bir saat uyumuş gibi hissetmektir. O zaman bu, hayatınızın bir devamı değil mi? Burada dünya hayatını yaşarken 6 saat, 8 saat, 4 saat uyuyorsunuz ama bu bir gerçek uyku. Orada bu kadar uzun bir zaman da geçmediğini düşünerek uyanacaksınız. Öyleyse fizik vücudunuzun hayatı da devamlıdır. Kıyâmet günü enerji beden haline döndürüleceksiniz. Ondan sonra da sonsuza kadar yaşayacaksınız. Ya cennette ya da cehennemde… Allah’a ulaşmayı dileyenlerin gideceği yer mutlaka cennettir. Ama dilemeyenlerin de cehennemden kurtulması mümkün değildir. Öyleyse bu ikinci rüyaya dikkatle bakın! Şartlar fizikse oradasınız, aynada kendinizi görebilirsiniz. Ama şartlar fizik değilse, zahirî âlemdeyseniz aynada kendinizi göremezsiniz. Onlar da sizi göremezler. Böylece rüyalarınızda çok değişik güzellikler yaşayacaksınız. Bunu bilinçli yapmayı Allahû Tealâ size nasip kıldığı gün, bunun adı tayyi mekândır. Nefs tayyi mekânı dünya için de geçerlidir, zahirî âlem için de geçerlidir, berzah âlemi için de geçerlidir. Ama emr âlemi için geçerli değildir. Nefs, gök katlarına yükselemez. Ama Allahû Tealâ diyor ki: “Biz zemin katı, yıldızları, zemin katın tavanı yaptık.” Yıldızlar boyunca. Neden bahsediyoruz? Bir galakside 2,5 milyar yıldızdan bahsedilmektedir. 2,5 milyar da galaksi olduğu söylenmektedir. Bu uzak mesafelerle ilgilenenler, bu konuda hep araştırmalar yaparlar. Mütemadiyen de bir şeyler söylerler. Bütün o söylediklerini gidip yerinde bakmak mümkün mü? Evet, bakmak mümkün. Hepiniz bu yetkinin sahibisiniz. Ama ehil olduğunuz zaman size yetki verilir. Sizden hiç kimseye zararın gelmeyeceği bir noktada bunu alırsınız. Herkese dost olabilecek misiniz? Herkes sizin için bir düşman olmak hüviyetinden çıkıyorsa, size hangi kötülüğü yaparsa yapsın, hiç kimse sizin düşmanınız olamıyorsa o zaman bu yetkilerle donatılırsınız. Allahû Tealâ her güzel şeyi sizin için yaratmıştır. Rüya da bunlardan bir tanesidir. Berzah âleminde sizden evvel ölen herkesi görebilirsiniz. Rahmetli büyükannenizle, büyükbabanızla, dedenizle, ölmüş olan herkesle, annenizle, bizim gibi yaşlılar için anneler babalar da rahmetli olduğu cihetle onların da orada olduğunu bilmenizi istiyorum. Hani çok sevdiği bir insan ölür de insanlar büyük bir huzursuzluğa düşerler, sıkıntıya, kedere düşerler onlara söyleyin; kederlenmeleri gerekmiyor. Çünkü onlar yaşıyor. Böyle bir durumda olan kişiye salık vermeniz lâzımgelen şey, hacet namazı kılmasıdır. Allah’tan “Yarabbi! Ben bu gece onunla beraber olmak istiyorum.” diye bir talepte bulunmaları yeterlidir. İşte hepsi bu kadar! Allahû Tealâ talebi kabul ederse, o gece sabaha kadar o öldü zannettiğiniz kişiyle birlikte olursunuz, bakarsınız ki o kişi ölmemiş. Kucaklayın! Kollarınızın arasında etiyle kemiğiyle sizin gibi konuşan o tanıdığınızı; annenizi, babanızı, akrabanızı, kimse ölen kişi, onu bulacaksınız. Hatta dünyada konuşamadığınız herhangibir konu varsa, onu da orada rahat rahat konuşun. Hangi konuda bilgi almak istiyorsanız bir şeyleri size söylemeye imkân bulmadan bu dünyadan gitmişse, onları da ondan öğrenirsiniz. Emin olursunuz ki; hayır, o ölmemiştir, yaşamaya devam ediyor. Allahû Tealâ o kadar güzel şeyler verir ki size, Allah’a hayran olursunuz, O’nun kölesi olursunuz. O, herşeye kaadirdir. Her kim çok yakın birini kaybetmişse ve bir yeisin içine girmişse, huzursuzsa, sıkıntılıysa, üzülüyorsa ona deriz ki: “Hayır kardeşim! Üzülmene gerek yok. Şimdi sen bir boy abdesti alacaksın, yatmadan evvel son namaz olarak hacet namazını kılacaksın.” Hacet namazı nasıl kılınır? “Niyet ettim Allah rızası için hacet namazı kılmaya.” diyeceksiniz. Boy abdesti şarttır. Bu namaz normal abdestle olmaz. 1. rekâtta 1 Fatiha, 3 tane de Âyet-el Kürsî okunur. 2. rekâtta Fatiha’dan sonra İhlâs, Felâk, Nâs okunur. (İhlâs, ondan sonra Felâk ve Nâs). Teşehhüd miktarı oturacaksınız, sonra kalkacaksınız. 3. rekâtta Fatiha’dan sonra gene İhlâs, Felâk, Nâs olmak üzere 3 sure okuyacaksınız. 4. rekâtta gene aynı. Fatiha, İhlâs, Felâk, Nâs. Ondan sonra namazınız tamamlanacaktır. Allahû Tealâ’ya ellerinizi açarak diyeceksiniz ki: “Yarabbi! Ben oraya gitmek istiyorum. Beni oraya gönder. Ben onunla buluşmak istiyorum. Gerçekten orada olup olmadığına inanmak istiyorum.” Allah için bu hiçbir zaman problem değildir. Sizi oraya gönderir. O gece göndermedi, ertesi gece devam edin. Yılmazsanız bir hafta içinde bu mutlaka gerçekleşir. Ama birçok kişi için daha ilk gece gerçekleşmiştir. Tecrübelerimiz oldu. Kardeşlerimiz gerçekten bunu başardılar. Öyleyse bütün kapılar açık. Biz hiç kimsenin üzülmesini istemeyiz. Bunlar Allah’ın kolaylıklarıdır. Ve gittiğiniz zaman o öldü zannettiğiniz kişi ile karşı karşıya olursunuz. Sizinle bu dünyada nasıl konuşuyorsa aynı şekilde konuşur. Eski günleri yad edersiniz. Hepsini hatırlar. Sizin hatırlamadığınız şeyleri de hatırlar. Onu kucaklayın, kollarınızın arasında canlı olarak gerçek bir vücut göreceksiniz. Öldü zannettiğiniz kişi canlı olarak yaşar. Sizinle konuşur, unuttuğunuz şeyleri size hatırlatır, ondan alamadığınız bir eksik bilgi varsa orada alabilirsiniz. Bütün bunları niçin söylüyorum? Emin olmanız için söylüyorum. Aklınıza ne geliyorsa sorun, cevaplar alacaksınız. Emin olacaksınız ki, onunla konuşuyorsunuz. O zaman bir yakınınız öldü diye niye üzülüyorsunuz? O ölmedi, orada yaşıyor. Hem de kendisinden evvel ölmüş olanlar, o daha giderken onu karşılarlar. Nerede karşılarlar? Burada karşılarlar, bu âlemde. Ölmek üzere olan birisinin bir yerlere bakıp birileri ile konuştuğunu göreceksiniz. Siz: “Kiminle konuşuyorsun?”dediğiniz zaman size, “Yoksa görmüyor musun?” der. Sizin görmediğinizin farkında değildir. O ölüme çok yaklaştığı için artık önünde âlemler açılır. Ve onlarla konuşur. Siz de merakla bakarsınız, konuştuğu birisi ortalıkta yok. Ama aslında var. Bu gözlerinizle göremezsiniz, o da o gözlerle bakar ama aslında gördüğü o gözler değildir. Nefsinin gözleri ile görmektedir. Bunların hepsini yaşayacaksınız. Bunlar bu yolun Allahû Tealâ tarafından ikramıdır. Ve rüyaları çok seveceksiniz. Ama rüyalara çok bağlanmayın, yoksa bu âlemden daha fazla sevmeye başlarsınız oraları. O da güzel olmaz. Unutmayın bu dünyada vazifeleriniz var. Yaşadıklarınızı, bu güzellikleri başka insanların da yaşamasını temin edeceksiniz. Onlara Allah’ı anlatacaksınız, sizlere öğrettiğimiz kurtuluş reçetesini vereceksiniz onlara. Biliyorsunuz insanlar çoktan Allah’a ulaşmayı dilemeyi unutmuşlar. 14 asır evvel bütün sahâbenin gerçekleştirdiği, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devresinde herkesin gerçekleştirdiği bir asr-ı saadetin arkasında bir dilek yatar. “Allah’a ulaşmayı dilemek.” 3 tane kelimeyle ifade edilen bir dilek. Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor? Ne diyorsunuz? Berzah âlemine gittiğiniz zaman bu âlemden bir farkını göremezsiniz. Evler, otomobiller, trenler, uçaklar, insanlar ve sevdikleriniz ordalar. Hiç tanımadığınız insanlarla da her an karşılaşabilirsiniz. Fizik şartlarda yaşarsınız. Ama oranın fiziğine göre. Dikkat edin! Şimdi oradaki farklılıkları söylemek istiyorum size. Rüyada berzah âlemine gittiniz. orada şunu göreceksiniz, hiç kimse orada ölemez. Bu âlemdeki gibi silâhlar falan yok mu? Var. Peki o silâhla ateş edildiği zaman ne olur? Ateş edildiği zaman öteki kişiye bir şey olmaz. Kendisini yaralanmış gibi hisseder. Kendisini bir de bakar, hayır, öyle bir olay yok. En yüksek uçurumdan aşağıya düşüyor, hiç bir şey olmuyor. Orada hiç kimse ölemez. Birinci farklılık budur. Berzah âleminde ölüm olayı mümkün değildir. O kişi zaten ölmüştür. Nefs olarak orada yaşamaktadır. Onunsa ölümü söz konusu değildir. Kıyâmete kadar orada yaşayacaktır, kıyâmet günü oradan ayrılacaktır, kıyâmet günü dirilen fizik vücudun içine tekrar girecektir. Ne zaman? O fizik vücudunuz orada ikinci ölümünü yaşayıp, dirildikten sonra. Herkes cennete ve cehenneme girmeden evvel iki defa ölmüş, iki defa dirilmiş olacaktır. Peki ikinci dirilmenin mânâsı nedir? Niçin diriliyor insanlar? Niçin bir defa daha diriltiyor Allahû Tealâ? Çünkü eşitliği sağlıyor. Cennette veya cehennemde insanların hepsi aynı yaşta olurlar. Enerji bedenlerle olurlar. Bir daha yaşlanma olayı kesinlikle yoktur. Milyarlarca sene orada yaşanacak. Kişi genç haliyle olacak. Herşey öylesine güzel ki… Anlatmakla değil yaşamakla güzel… Ama bunları size anlatırken bu güzellikleri yaşamanızı öyle can-ı gönülden istiyorum, Allahû Tealâ inşaallah yaşatır. Ne kadarına lâyıksanız, o kadarını yaşarsınız. Aranızda bu gerçeklere ulaşanlar hamdolsun ki var. Öyleyse siz de ulaşabilirsiniz. Ama evvelâ şundan kesin olarak emin olmalısınız ki; onlar ölmüyorlar. Yaşamakta devam ediyorlar. Ölen kişilerin nefsleri ölmez, yaşamaya devam eder. Orada birinci özellik insanların ölmemesidir. İkinci özellik daha farklıdır: Orada zaman içinde yolculuk etmek mümkündür. Yani kendinizi veya başkalarını çok genç yaşlarda, meselâ ilkokulda imtihana girerken görebilirsiniz. Öğretmenleriniz de aynı standartlardadır. Yani bundan 60 sene evvelki ilkokuldaki halinizi görürsünüz, öğretmenleriniz de aynı öğretmenlerdir, aynı yaştadırlar. Yani zamanda geriye doğru yolculuk veya tersini görürsünüz. Çocuk yaşta kaybettiğiniz bir kişinin yaşlı halini görürsünüz. Çocuk yaşta ölmüştür, genç yaşta ölmüştür, 25 yaşında ölmüştür meselâ… Ama onu yaşlı halde görürsünüz, kendimizi de daha yaşlı halde görürüz. Öyleyse zaman içerisinde geçmişe ve geleceğe doğru gidişler orada mümkündür. Rüya denilen bu müesseseye dikkat edin. Allah’ın bir büyük ni’metiyle karşı karşıyasınız. Uçmanın o müstesna zevkini yaşamak mı istiyorsunuz? Allah’tan isteyin bunları. Ve talebinizde ne kadar ehilsiniz, neye ehilseniz, neye lâyıksanız Allahû Tealâ size onu mutlaka verir. Öyleyse ehliyetinizi, liyakatinizi arttırmaya çalışın. Allahû Tealâ’nın dizaynı içerisinde herşey öylesine güzel dizayn edilmiş ki; O’na size verdiği bu muhteşem ni’metler dolayısıyla ne kadar şükretseniz ne kadar hamdetseniz azdır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
Şimdi bu anlattıklarımızdan haberi olmayan, bunları yaşamayan insanlar: “Bütün bu gökler, bütün bu arzlar, iki buçuk milyar galaksi, iki buçuk milyar her galakside yıldız var. Böyle bir sonsuzluğu Allahû Tealâ bizim için yaratsa ne yazar. Ben oraya gidip gelemedikten sonra ne yapayım?” diyebilir. Ama oralara gidiyor, farkında değil. Işık duvarını aşarken bu âlem unutulur, oraya gider kişi, yaşar. Dönerken gene ışık duvarını aşacaktır. O zaman da gittiği yerin standartları unutturulur. Birisi unutulduğu zaman diğeri geri döner. Bunları yaşamaya başladığınız zaman göreceksiniz ki, oralarda başka medeniyetler var. Bu âlemden çok daha medeniyet seviyesi yüksek, ışık hızının ötesine geçebilmiş insanlar göreceksiniz veya tersi söz konusu olabilir. Çok daha ilkel seviyede yaşayan insanlar. Son atom savaşından sonra o âlemde ne kadar zaman geçmiş, belki bir hidrojen bombası sonrasında ne kadar zaman geçmiş o önemlidir. Aynı zaman devrelerinde Allahû Tealâ bütün insanlara medeniyet yolunda, teknikte ilerlesinler diye mutlaka yardım eder. İşte son atom savaşından bugüne gelinceye kadar en uzun devrenin sahipleri, en yüksek medeniyetlerin de sahipleridir. Medeniyetin sahibi olmak, Allah’a yakın olmakla, olmamakla alâkalı bir konu değildir. Allah’ın dostları da olsalar olmasalar da bu insanların çalışmalarına bağlı bir konudur. Görüyorsunuz ki teknik bu dünya üzerinde de baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Öyleyse berzah âlemini unutmayın. Eğer bilirseniz ki; o uçurumdan düştüğünüz zaman ölmeyeceksiniz, zaten korkmazsınız. Ve de aşağı doğru inerken uçmaya da başlayabilirsiniz. Bu söylediklerimi hayaller zannetmeyin. Siz de yaşayacaksınız. Yaşadığınız zaman ne demek istediğimizi sevinç gözyaşlarıyla hatırlayacaksınız. Allahû Tealâ size de bu güzellikleri nasip kıldı diye. Herşey o kadar güzel dizayn edilmiş ki; nereyi dilerseniz kâinatta sizin farkına bile varmadığınız yerler, bu dünyaya dönerken unuttuğunuz yerler, o zaman birer birer yaşanacak yerler olacak. Rüyanın bir boyutu bu âlemde geçer, ikinci boyutu berzah âleminde geçer. Üçüncü boyutu, emr âlemi boyutu yoktur. Emr âlemi boyutuna ruhunuz gidebilir. “Ama benim ruhum Allah’a ulaştı.” diyorsunuz, tamam. Ama eğer bir gün iradenizi de Allah’a teslim ederseniz o zaman başınızın üzerine Allahû Tealâ sizin ruhunuzu verecektir. O ruh, gök katlarında yükselebilir ama nefs yükselemez. Birinci gök katına bile çıkması mümkün değildir. Aşağıya doğru inebilir ama yukarı çıkamaz. Aşağı inmek de Allahû Tealâ’nın müsaade vermemesi halinde geçerli değildir, o uygun görürse. Yani kişi sağlam bir zemine oturmuşsa, şeytanın ona bir tesiri olmayacaksa, o zaman Allahû Tealâ ona müsaade eder. Çünkü aşağısı sadece cehenneme gideceklere ait olan bir âlemdir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
Göğün 7. katında 1. âlem; kader hücreleridir.
İlliyyin ve siccîn iki ayrı dizaynı ifade eder. Rüyalarla haşır neşir olmanız güzel şey ama sakın orasını buraya üstün tutmayın. Burada tekâmülünüz, Allah’a yaklaşmanız söz konusudur. Bir defa daha bir hayatınız olmayacak. Öldükten sonra yeniden dirilip de bu âlemde yaşamak diye bir şey, reenkarnasyon olayı yoktur. Bu bir hayaldir, bir yalandır. Cinlerin insanları uyutmasıdır, işletmesidir. Adam diyor ki: “Ben falanca tarihte şu kişi tarafından öldürüldüm.” Bakıyorsunuz, söylediği doğru. “Benim bir karım vardı, 3 tane çocuğum vardı, isimleri şunlar şunlar şunlar; şöyle şöyle şöyle olaylar yaşadık… Beni karşılaştırın onunla, anlatayım.” Karşılaştırıyorlar, bütün söyledikleri doğru. İşte bu gibi olaylar sebebiyle insanlar zannediyorlar ki; o kişi ölmüş, öldükten sonra ruhu tekrar gelmiş, başka bir insanın vücuduna girmiş. Yalan! Alâkası yok. Bu sadece bir cindir. Cinler bizim gibi 60-70 yıl yaşamıyorlar, 100 yıl yaşamıyorlar; 3000 yıl, 4000 yıl yaşayan cinler vardır. Hz. Süleyman devrindeki ifrit, hâlâ hayattadır. Öyleyse muhtevaya dikkatle bakın. Bir cin bir vücutta yaşıyor. Ne kadar yaşayabilir? O vücut ne kadar yaşarsa, o vücut içersinde o kadar yaşayabilir. O kişi öldü, ölene kadar onun içinde yaşayan cin, bütün olaylardan haberdardır. Hatta kişiyi kontrolü altına almışsa ona dediğini zorla yaptırır. Ve o kişi öldüğü zaman, o vücuttan başka bir vücuda atlamak için cin bekler. Doğmakta olan birisinin vücuduna girer veya yaşamakta olan birisinin vücuduna girer. Üç türlü insan vardır: Cinlerin asla vücuduna giremeyeceği insanlar, Sadece trans halinde girebileceği insanlar (o kişi trans haline gelecek, o zaman bir cin vücuda girebilir.), Her zaman cinlerin o vücuda girebileceği insanlar, 3 ayrı yaradılış dizaynı vardır. Şeytanlar da cin taifesindendir, onlar da bir insanın vücuduna girebilirler, o vücut ona müsaitse. Böyle bir dizaynda neden bahsediyoruz? Allah’ın dostları için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Cinler, şeytanlar onlara hiçbir etki yapamazlar. Onlar, ondan uzak kalmak mecburiyetindedirler. Cinli bir kişi tâbî olduğu zaman, onun ciniyle konuşuruz. Cin onun vücudunu kullanarak konuşmaya başlar. Ve ona teklif ederiz: “Ondan çık benim vücuduma gir.” O zaman cinler, ne diyor biliyor musunuz? “İyi ama o zaman yanarak ölürüm.” Allahû Tealâ’nın yolunda Allah bize ilim öğretir. Bu ilmi Allah’ın öğretisiyle öğrenirsiniz. Öyle bir noktaya gelirsiniz ki; sizin tarafınızdan giyilmiş bir çorap, bir cinliye giydirildiği zaman, artık o vücuda cin tesir edemez. Oradan ayrılmak mecburiyetindedir. Hangi şartlar içinde? Bir tek şart; o kişi Allah'a ulaşmayı dilemişse. Dilememişse tesir oluşmaz. Öyleyse kimse korkmasın. Allah herşeye kaadirdir.
İmam İskender Ali M İ H R October 11 İslamdan kopanlar 12 İHSAN
12 İHSAN Allahû Tealâ Tevbe Suresinin 100. âyet-i kerimesinde sahâbeye tâbî olanların ihsanla tâbî olduğu söylüyor: 9/TEVBE-100: Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu). Kur’ân-ı Kerim’de ihsanla tâbî olmak diye bir müessese vardır. Kur’ân-ı Kerim 4 tane 7 basamaktan oluşur. 2/BAKARA-6: İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne). 45/CASİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne). 17/İSRA-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren). Kişi 3. basamakta Allah’a ulaşmayı diler. MUTLULUK
Allahû Tealâ bütün insanları mutlu olsunlar diye, saadeti yaşasınlar diye yaratmıştır. Hepinizin yaratılış sebebi aynıdır. Allahû Tealâ hepinizin mutlu olmasını ister. Bunun için Allah’a kul olmanızı ister. 24/NUR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun). Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, şeytanın adımlarına tâbî olmaktan otomatik olarak kurtulmuştur. 13/RAD-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe). Görülüyor ki Allah ile olan ilişkilerimizde, Allahû Tealâ hepimiz için müjdeler veriyor ve “En çok sıkıldığınız şey mutsuzluk değil mi? Sizi mutsuzluk denilen o kafesten, o hapishaneden Ben kurtaracağım. Ama sizden küçücük bir şey istiyorum. Kalbinizden bir dilekle, ruhunuzu Bana ulaştırmayı dilemenizi istiyorum. Bunu yaparsanız o zaman Ben, sizin üzerinizde Rahîm esmasıyla tecelli ederim.” buyuruyor. DUYGU İKLİMİ - ZAMANIN NİNNİSİ
Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, AHMED YESEVÎ HAZRETLERİ
Ahmed Yesevî Hazretleri 63 yaşına gelmişti. Dergâhın bahçesine derin bir yer kazdırdı ve içini kerpiçle ördürdü. Nihayet hazırlıklar tamamlanınca talebelerini dergâhın avlusunda toplayıp: "Ey gönül dostları, Allahû Tealâ'nın en sevgili kulu olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V) 63 yaşında bu dünyadan ayrıldı. Ben de şimdi 63 yaşındayım. Artık şu gördüğünüz çilehaneye çekilecek, ömrümün kalan günlerini bu hücrede tamamlayacağım..." buyurdu. Müridlerinin gözleri yaşlı olarak: "Ey sultanımız, bizim halimiz nice olur?" sözlerine karşı: Devam ediyor… September 27 RİSALE-İ NURDA ALLAHA ULAŞMAYI DİLEMEK
ALLAH’I İSTEMEK BİLİNCİNE ULAŞABİLESİN O'ndan ister, kusurlarına günahlarına bakar
affetmesi için Rabbisine teveccüh eder, haramlara karşı doymak bilmeyen iştahını
arzularını gördükçe de esas O'na (ALLAH’A)iştiyak (İSTEK)duyulması
gerektiği bilincine ulaşır. Tefekkür eder düşünür "Nefsim madem sen
böylesin dön bu tarafa senin esas tatmin olacağın sınırsız güzellikler burda!"
der. NEFSİ AŞIP ALLH’A ULAŞABİLESİN 3- ŞEFKAT "Sana her ne iyilik
erişirse Allah'tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir."
BAKİ OLANA YÖNELMEK Ve insan düşünür ve der: "Ben faniyim dünyam fani... Maddesine bakan yönüyle yok olup gidici. Ama Ruhumla manevi boyutuyla hayatım ebedi olarak devam edecektir. Çünkü Baki'nin aynası da baki olacaktır. Öyleyse her faniden vazgeçmek Baki olana yönelmek gerekecektir. HERŞEYDE ALLAHA GİDEN BİRYOL BULMAK Belki, idamdan ve hapisten gayet zâhir
olarak Kur'ân affettiğinden, o da sarf-ı nazar edip ve mevcudatı kendileri
hesabına hizmetten azlederek Fâtır-ı Zülcelâl hesabına istihdam edip Esmâ-i
Hüsnâsının mazhariyet ve aynadarlık vazifesinde istimal ederek, mânâ-yı harfî
nazarıyla onlara bakıp, mutlak gafletten kurtulup huzur-u daimîye girmektir;
herşeyde Cenâb-ı Hakka bir yol
bulmaktır. September 26 ALLAH’A YÖNELMEK VE ALLAH’A ULAŞMAK
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Konumuz: Allah’a yönelmek ve Allah’a ulaşmak. Allah’a yönelmek bir dileği ihtiva eder. Kim hayattayken ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse, o kişi Allah’a yönelen biridir. Bu yönelmeye bir başka ifadeyle, Allah’a ulaşmayı dilemeye Allahû Tealâ “münîb olmak” diyor. Kelime Arapça’da “yönelmek” istikametinde kullanılıyor. Enîbu kelimesi, munîbîne kelimesi, yunîb kelimesi aynı kökten gelir. Rûm Suresinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:
-30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). -30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
“Allah’a yönel (Allah’a ulaşmayı dile), Allah’a münîb ol. Ve böylece Allah’a karşı takva sahibi ol. Ve namaz kıl ve müşriklerden olma.” Bu nasıl bir şirk ki; Allahû Tealâ kişiyi bir dilekle bu şirkten kurtarıyor. Puta tapan bir insan böyle bir dilediği diler mi? Kişi Allah’a değil puta inanıyor. Allah’a ulaşmayı dilemek diye bir şey aklının ucundan bile geçmez. O kendisini yaratan Allah, bu kişi için bir değer taşımıyor. Böyle kişiler için Allahû Tealâ onların şirkte olduğunu söylüyor. Bu, gizli şirkin işaretidir. Açık şirk putlara tapmaktır. Allah’a ulaşmayı dilememek gizli şirktir. Çünkü Allahû Tealâ: “Allah’a ulaşmayı dile ve takva sahibi ol ve böylece müşriklerden olma; yani şirkten kurtul, müşrik olmaktan kurtul. O müşrikler ki dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır, herbiri kendi elindekiyle ferahlanır.” diyor. Öyleyse bu gizli şirk müessesesi herkes için çok açık bir muhteva taşır. Sadece 2 tür insan vardır; şirkte olanlar ve olmayanlar. Allah’a mülâki olmayan dilemeyen herkes şirktedir. Şirkten kurtulabilmek için temel faktör, Allah’a mülâki olmayı dilemektir, dilemeyen bir insan şirktedir. Öyleyse Allah’a yönelmek, kişiyi gizli şirkten mutlaka kurtarır. Şirktekilerin gideceği yer cehennemdir. Şirkten kurtulan kişi hidayettedir. 2 kanat vardır: Sağ kanat hidayet kanadı, sol kanat şirk kanadıdır. Bir insan Allah’a mülâki olmayı dilemedikçe dalâlettedir. Dalâletin bittiği yerde hidayet başlar. Hidayetin başladığı yerde dalâlet sona erer. Hidayet nerede başlar? Bir dilekle Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman başlar. O, hayatınızın vazgeçilmez bir hedefi olmalıdır. Mutlak olarak siz! Şu anda bizi dinleyenler (okuyanlar), mutlak olarak Allah’a ruhunuzu ulaştırmayı dileyiniz! İslâm ilmi size Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanındaki gibi anlatılmamıştır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den asırlarca sonra ortaya çıkan insanlar Allah’a ulaşmayı dilemeyi, mürşide tâbiiyeti, ruhun Allah’a ulaşmasını, fizik vücudun teslimini, nefsin teslimini, irşad olmayı ya da muhlis olmayı (ikisi de aynı mânâya gelir) ve irşada memur ve mezun kılınmayı, 7 safhayı hiç konuşmamışlar, tartışmamışlar ve İslâm’ın 5 şartı üzerinde bir hüküm ortaya çıkmıştır: 1- Namaz kılmak 2- Oruç tutmak 3- Zekât vermek 4- Hacca gitmek 5- Kelime-i şahadet getirmek. İnsanlar samimiyetle inanmışlar ki: “Bu devirden itibaren İslâm’ın 5 şartı yaşanırsa herkes cennete girer. Yaşamayanlar için de durum çok önemli değildir. Eğer Allah’a inanmışsa, İslâm olduğuna da inanıyorsa bu inanç bu kişi için yeter. Evet, cehenneme girecektir; bir süre cehennemde kalacaktır, cehennemde hafif tertip kavrulduktan sonra oradan çıkıp hop cennete girecektir.” İşte bu saçma sapan, Kur’ân’la hiç alâkası olmayan inançlar, Mâturîdi’nin ve Eş’âri’nin îmân konusundaki tartışmalara başlamasından sonra oluşuyor. O noktaya kadar İslâm âlemi 7 safhayı da yaşıyorlardı. Allah’a ulaşmayı diliyorlardı. Mutlaka Peygamber Efendimiz (S.A.V) devrinde Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e, O’ndan sonra da irşad etmek yetkisinde olan herkese; Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a Hz. Ali’ye, Hz. Ebû Bekir’e tâbî oluyorlardı. Daha sonra onların yetiştirdikleri mürşidlere tâbî olundu. İrşad makamı dünya üzerinde hiç eksilmedi. Bugüne kadar hep geldi. Bunun en verimli kaynağı tasavvuftur. Tasavvuf, 7 safhanın 7’sini de muhtevasına alan tam bir Kur’ân yaşantısıdır. En çok hamd ve şükrümüzü mucip olan şey, Allahû Tealâ’nın bize Kur’ân’ı öğretmesidir. Ne yazık ki 14 asırda dînin insanları kurtuluşa ulaştıracak olan bütün temel faktörleri, dîni yaşadıklarını zanneden geniş çevreler tarafından unutulmuştur. İşte bu geniş çevre demekten kastimiz; İslâm’ın 5 şartını yaşayarak cennete gireceklerine kesin şekilde inanan insanlardır. Konunun ilginç yanı, Kur’ân’ın keseler içerisinde duvara asılması ve insanların her devirdeki âlimler tarafından kendilerine öğretilen eksik bilgiyle ihtiva etmeleri, onu kendilerine yeterli görmeleridir. İşte bugün Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 14 asır sonra üniversitelerimizde artık insanları kurtuluşa ulaştıracak olan bir İslâm öğretilmiyor. Hatta bunu öğretmeye kalkanlara da üniversitelerdeki öğretim üyeleri karşı çıkıyorlar. O kadar eminler ki öğrendikleri ilmin doğru olduğuna… Elbette öğrendikleri İslâm’ın 5 şartının 5’i de geçerlidir. Elbette Kur’ân’da hepsi de farzdır ama bu farz olmak onları cehennemden kurtaramaz. Öyleyse hangi tarzda bir dizaynı düşünüyoruz? Allahû Tealâ’nın indirdiği Kur’ân, bütün devirlerde insanlar için bir bütünü oluşturmuştur. Kur’ân’a dikkatle bakın! Kur’ân eksiksiz, tam ve mükemmel bir metindir. Allah’ın katından indirilmiştir. Allahû Tealâ bu söylediğimiz hakikati O’nun içine koymuş. Diyor ki: “Biz bu kitapta, bu Kur’ân’da hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Herşeyi bu kitabın içine yerleştirdik.”
-6/EN'ÂM-38: Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Neyi yerleştirmiş? O dînden evvelki Hz. İsa’nın dînini. Ne yerleştirmiş? Hz. İsa’dan evvel Hz. Musa’nın dînini, O’ndan evvel Hz. İbrâhîm’in dînini, O’ndan evvel Hz. Nuh’un dînini, O’ndan evvel; ilk evvel Hz. Âdem’in dînini. Hepsi aynı dîn. Dînde değişme olmaz. Dîn, Allah’ın dînidir ve 7 safha 4 tane de teslim ihtiva eder. İşte Hz. İbrâhîm’in hanif dîni dediğiniz zaman 3 tane esas göreceksiniz: 1- Vahdet: Allah’ın tekliği. 2- Tevhid: Allah’a ulaşmayı dileyen insanların oluşturduğu tek bir cemaat. Neredeki cemaat? Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesinde Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olan tek cemaat, geri kalanların hepsi şirkte, gizli şirktedir. 3- Teslim: Hz. İbrâhîm’in dîninin en önemli faktörü teslimdir. Ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi ve iradenin teslimi. İşte dîn bundan ibarettir. Her kademe, farz kılınmıştır: Allah’a ulaşmayı dilemek farz kılınmıştır. Mürşide tâbiiyet farz kılınmıştır. Ruhu Allah’a ulaştırmak farz kılınmıştır. Bu 3 safhanın 3’ünü de Allahû Tealâ tekeffül etmiştir. Yani kişiye kefil olmuştur ki: “Ey Benim kulum! Sen Bana ulaşmayı dileyeceksin. Dilediğin taktirde senin ruhunu Ben Kendime ulaştıracağım ama sen ulaştırmışsın gibi sana mükâfat vereceğim. Bana ulaşmayı dilediğin zaman 1. kat cennet senin. Mürşidine tâbî olduğun zaman 2. kat cennetin sahibisin. 1.’sini 3. basamakta yaşarsın, 2.’sini 14. basamakta. Ruhun vücudundan ayrılır. Senin ruhunu, Biz Kendimize ulaştırırız ve sanki sen ulaştırmışsın gibi seni mükâfatlandırırız. Seni 3. kat cennetin sahibi kılarız.” Bu, cennet hayatındaki Allah’ın ardarda gelen 3 hediyesidir. Neden hediye diyoruz? Çünkü Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişinin ruhunu, o kişi hayattayken Kendisine ulaştırmaya kesinlikle söz vermiş. Yeter ki kişinin 7-8 aylık bir ömrü Allahû Tealâ tarafından verilmiş olsun. Böyle bir dizaynda o kişinin kaderinde 7-8 aylık bir ömür varsa ve o kişi Allah’a ulaşmayı dilemişse -mutlaka kendi iradesiyle dilemiş olması lâzım- Allahû Tealâ mutlaka onu Kendisine ulaştıracaktır. Hem ulaştırmayı garanti ediyor hem 3. kat cenneti garanti ediyor hem de dünya mutluluğunun yarısını garanti ediyor. Neden? Çünkü bir kişi Allahû Tealâ tarafından ruhu Allah’a ulaştırılırken nefsinin kalbindeki afetler %51 azalır. Bu onun dünya mutluluğunun günün yarısını aşması demektir. Yani 24 saatlik bir zaman parçası içerisinde bu kişi 12 saatten daha fazla mutlu olmak imkânının sahibidir. Ya da olayları değerlendirirsek; bu olayların yarısından fazlasında, yarısında diyelim -%1’lik rakam büyük bir rakam değil- mutlaka bu kişi mutludur. Allahû Tealâ bu kadar lütufkâr, bu kadar insanları sever. İnsan Allah’ın katındaki en üstün mahlûktur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
“Ey insanlar! Bütün göklerde ve bütün arzlarda yarattığım herşeyi katımdan sizlerin emrinize musahhar kıldım.” “Meleklerin emrine musahhar kıldım.” demiyor, “Cinlerin emrine musahhar kıldım.” demiyor, “Sizlerin emrine musahhar kıldım.” diyor. Allahû Tealâ: “Bütün göklerde, bütün arzlarda yarattığım her şeyi.” diyor; göklerdeki insanlardan bahsediyor, yerlerdeki insanlardan bahsediyor ve ikisinin arasındaki insanlardan bahsediyor. Yani kâinatta bizim dünyamız gibi kim bilir kaç milyar gezegende hayat var. Unutmayın! Yüz milyar galaksi ve bu yüz milyar galaksinin herbirinde ortalama bir hesapla yüz milyar yıldız ve bu yıldızların bir kısmında mutlaka hayat var. İnsanlar yaşıyor ve Allahû Tealâ en çok insanı seviyor. Çünkü bütün kâinat insan için yaratılmış ve gene çünkü ve gene çünkü ve gene çünkü insan doğduğu anda Allah’ın ruhu kendisine üfürülen yegâne bahtlı yaratıktır. Allahû Tealâ hepinizi sever, çok sever. Siz Allah’ın emirlerini yerine getirmezseniz size acır ama adaleti mutlaka yerine getirir. İşte Kur’ân-ı Kerim bir adaletler dizisidir ki; orada Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin gideceği yer cehennemdir. Bir kişinin cehennemden kurtulabilmesi mutlak olarak bir dileğe bağlıdır. Kişi, düşünün Allah’a ulaşmayı dilememiş, 80 yıl yaşamış ve 15 yaşında sorumluluğunu idrak etmiş. 15 yaşından 80 yaşına kadar İslâm’ın 5 şartını her gün yerine getirmiş. İslâm’ın 5 şartını ömrü boyunca gerçekleştirmiş. 1- Namaz kılmış. 2- Oruç tutmuş. 3- Zekât vermiş. 4- Hacca da gittiğini kabul edelim, hacca da gitmiş. 5- Kelime-i şahadet de getirmiş. İslâm’ın 5 şartını yerleştirmiş. Üstelik de namazını kılmış, orucunu bütün ramazanlarda tutmuş, zekâtını da vermiş. Bu görevleri yapan bu kişi diyor ki: “80 yıl hayatım var. Hamdolsun Allahû Tealâ’ya ve de bunun 65 yılında ben İslâm’ın 5 şartını yerine getirdim. Bakalım Allahû Tealâ beni kaçıncı kat cennetine alacak.” Bu kişinin gideceği yer, ne kadar hazin bir tecellidir ki; sadece dînini bilmemek sebebiyle gideceği yer cehennemdir! O kişi Allah’a mülâki olmayı dilememiştir, takva sahibi olamamıştır. O kişi gizli şirkte yaşamış ve ölmüştür. İşte bu insan bunların hepsini yapmış ama Allah’a ulaşmayı dilememiş. Dilememişse, Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetlerinde Allahû Tealâ bu durum için diyor ki:
-10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). -10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
“Onlar ki, Bize mülâki olmayı yani ruhlarını Bize ilka etmeyi, ulaştırmayı, mülâki kılmayı dilemezler. Böyle bir dilekleri yoktur. Onlar, Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır ve onların gideceği yer, kazandıkları dereceler (nakıs, negatif dereceler) itibariyle ateştir, cehennemdir. Onlar, Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.” İşte “İslâm’ın 5 tane şartı var. Biz de onu evvelallah yaşadık. mutlaka cennete gireceğiz.” zannedenler! Allahû Tealâ sizlere sesleniyor: “Giremezsiniz! Allah’a mülâki olmayı dilemedikçe gideceğiniz yer cehennemdir.” diyor. Bunu bize öğreten Allahû Tealâ, sizlere bunu ihtar etme emrini de birlikte getiriyor. Ne olmuş insanlara? İnsanlar Mâturîdi ve Eş’âri statüsünde inanç açısından 2’ye ayrıldığından bu tarafa, dînin 7 safhası da 4 teslimi de insanlar tarafından unutulmuş. İnsanlar demişler ki: “Kur’ân-ı Kerim’i okuyun, Kur’ân-ı Kerim’i hatim edin. Bbu çok hayırlı bir şeydir ama sakın onun mânâsının ne olduğu konusunda yorumlara falan kalkmayın, çarpılırsınız.” Bunun temelinde yatan faktör, insanlara yutturulan bir büyük yalandır. “Ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür.” yalanı. Ama İslâm âlemine bütünüyle bu dolma yutturulmuş ve de insanlar zannediyorlar ki; ruhları vücutlarından ayrılırsa ölürler. Hiç kimse ruhu vücudundan ayrılıyor diye ölmez. Ruh; vücudumuzdaki ruh, nefs ve fizik vücut üçlüsünün en serbest kesimini ifade eder. Nefs, hiçbir zaman siz gerçek uykuya dalmadıkça vücudunuzdan ayrılamaz, böyle bir şey mümkün değildir. Ama ruhunuz siz uyanık da olsanız, uyuyor da olsanız, baygın da olsanız; hangi şartların içinde olursanız olun, istediği an o vücudu terk eder ve dilediği an tekrar vücudun içine girer, sizin ruhunuz bile duymaz. Vücudunuzdan ayrılan ruhunuz her an ayrılabilir, her an dilediği yere gider, her an geri döner ve tekrar vücuda girer. Hiçbir zaman bunu hissedemezsiniz. Siz hayatta olduğunuz sürece vücudunuz nefsinizin de sığınağıdır, ruhunuzun da sığınağıdır. İkisinin de vatanı sizin fizik vücudunuzdur ama her kim ölürse, öldüğü anda fizik vücut bir sığınak olmaktan; nefse bir sığınak olmaktan, ruha bir sığınak olmaktan çıkar. O artık başka bir âlemin varlığı olmuştur. O, ruh için de nefs için de sadece bir görüntüdür. Nefs, onun içinden o kişi uyku haline girmedikçe, bayılmadıkça, ölmedikçe ayrılamazken kişi ölünce artık o, sadece görüntüsü olan birisidir. Nefs, berzah âleminin malıdır. Ruh, emr âleminin malıdır. İkisinin de âlemi olmayan bir fizik vücut, onlar için sadece bir görüntüdür. İşte böyle bir durumda bir insanın Allah’a yönelmesi, hayattayken vücut bulan bir müessesedir ve yönelmeyen insanın ruhu Allah’a ulaşamaz. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse işte bu, Allah’a yönelmektir. O kişi münîb olmuştur. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
-39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
“Üzerinize azap gelmeden evvel Allah’a yönelin ve Allah’a teslim olun. Yani Allah’a yönelttiğiniz, Allah’a doğru yola çıkardığınız ruh, O’na mutlaka ulaşsın. Ruhunuzu teslim edin. Sonra fizik vücudunuzu da teslim edin. Bu da üzerinize farz. Sonra nefsinizi teslim edin. Bu da üzerinize farz. Sonra iradenizi de teslim edin. Bu da üzerinize farz.” Allah’a ulaşmak, Allah’a ulaşmayı dilemekle başlar ve ruhun 7 tane gök katını aşarak, 7. katta 7 tane âlemden geçerek Allah’ın Zat’ına ulaşmasını mutlaka sağlayacak olan bir taleptir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştırır. Ra’d Suresinde Allahû Tealâ diyor ki:
-13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
“Allah dalâlette olanları bırakır, onlarla meşgul olmaz. Ama o dalâlette olanlardan her kim Allah’a ulaşmayı dilerlerse, Allah onları Kendisine ulaştırır.” Yani onların ruhlarını Kendisine ulaştırır. Bu nedir? Allah’ın üfürdüğü ruhu geri istemesi olayıdır. Secde Suresinin 9. âyet-i kerimesinde ne diyordu? Diyordu ki:
-32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
“Ben, onlara (insana) onun içine (insanın içine) ruhumdan üfürdüm.” “min rûhihî: ruhumdan, ve nefeha: üfürdüm.” “İşte o ruh Benimdir. Ya hayattayken Bana gönderirsiniz, 3. kat cenneti size hediye ederim, dünya mutluluğunun yarısını hediye ederim ya da göndermezsiniz; o zaman bunun mânâsı Allah’a ulaşmayı, Bana ulaşmayı dilememenizdir. Dilemişseniz, ruhunuz Bana ulaşmasa da 1. kat cennetime gene girersiniz. Mürşidinize tâbî oldunuz, ruhunuz Bana ulaşmadı öldünüz; gene cennete girersiniz, hem de 2. katına. Eğer hayatta 7-8 aylık bir ömrünüz varsa o zaman Ben sizi Kendime ulaştırırım. Ben sizin ruhunuzu Kendime ulaştırırım, 3. kat cennetin sahibi kılarım.” Mükâfat üstüne mükâfat, bir hiç sebebiyle… Hem bize ait olan bir gayret söz konusu değil, Allah bizi Kendisine ulaştıracak hem de sanki o gayreti biz sarf etmişiz gibi bizi mükâfatlandıracak. İşte bu kadar sevgilisiniz Allahû Tealâ’ya muhterem kardeşlerim! Öyleyse bir insan Allah’a ulaşmak için Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmaninne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademlerini birer birer aşmak durumundadır. Ancak bu aşma tahakkuk ettikten sonra o kişi bir güzelliği yaşayacaktır. 6 tane gök katı aşılıp 7. kata ulaşılınca 7. katta 7 tane âlemden geçilir: 1. âlem, kader hücreleridir 2. âlem, ümmülkitaptır. 3. âlem, kudret denizidir. 4. âlem, Makam-ı Mahmud’dur. 5. âlem, Divan-ı Salihîn’dir. 6. âlem, zikir hücreleridir. 7. âlem, İndi İlâhi’dir. Allahû Tealâ’nın Zat’ının bulunduğu yerdir. Ruh, Allah’ın Zat’ına ulaşır ve Allah’ın Zat’ında kaybolur, yok olur. İşte bu vuslattır. Ruhunuz gerçek sahibine, sizi onu üfürene geri dönmüştür. Allah ile olan ünsiyetiniz, bir taleple sizi mutlak kurtuluşa bir hiç karşılığı ulaştırabilir. İşte şu ana kadar anlattığımız herşey tamamen unutulmuş. Artık üniversitelerimizde insanlar bunu öğrenmiyorlar. Bir taassup: “Kur’ân’a bakmayın, Kur’ân’ı zaten anlayamazsınız siz. Onun uzmanları vardır. O uzmanlar açıklamaları yapmışlardır, siz o açıklamaları okuyun.” Açıklamaları okuduk. Ra’d Suresinin 21. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dilemekten bahsediyor. Ruhun Allah’a ulaşmasından bahsediyor ve de bunu; ruhun Allah’a ulaşmasını insanlar yoruma tâbî tutuyorlar. “Akrabalık bağlarını kuvvetlendirirler.” diyorlar.
-13/RA'D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Allahû Tealâ’nın; “Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi; yani ruhlarını Allah’a ulaştırırlar.” şeklinde tercüme edilmesi lâzımgelen âyetini, “Ve onlar akrabalık bağlarını kuvvetlendirirler.” şeklinde dizayn etmişler. Bugün dîn adamlarımızın hepsine -bu söylediklerimizi onlar bilmiyorlar- “Ra’d Suresinin 21. âyet-i kerimesi ne söylüyor?” diye sorarsanız eğer: “Ve onlar akrabalık bağlarını kuvvetlendirirler ve sılayı rahma yani akrabaları ziyarete önem verirler, riayet ederler.” tarzında tercüme edilmiş. “En güzel tefsir, en doğru tefsir falancının tefsiridir, Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiridir, o en doğrusunu bilir.” deniliyor, orada da bu yazıyor: “Ve onlar akrabalık bağlarını güçlendirirler, kuvvetlendirirler ve sılayı rahma riayet ederler.” Herşey iblis tarafından öyle kurnazca, öyle ince bir şekilde aslından uzaklaştırılmış ki; insanlar bunu doğru zannetmişler. Bir zan, bütün insanları bu noktaya itmiş. Hangi zan? Bizim dîn adamlarımız “Ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür.” zannediyorlar. “Ruhun vücuttan ayrılması hiç mümkün değildir. Hafazanallah, ruh vücuttan ayrılırsa o insan mutlaka ölür.” zannediyorlar. Allahû Tealâ diyor ki:
-3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
“İnne: Muhakkak ki el hudâ: hidayet hudâllâh: Allah’a ulaşmaktır.” Hidayet, ruhun Allah’a ulaşmasıdır. Hidayet, dünya hayatını yaşarken kazanılır ve 7 safhası vardır. Bu, 3. safhasıdır. 1. hidayet, Allah’a ulaşmayı dilemek, 2. hidayet, mürşide tâbiiyet, 3. hidayet, ruhu hayattayken Allah’a ulaştırmaktır. Öylesine inanmışlar ki iblisin bütün İslâm âlemin mahvetmek üzere ortaya koyduğu bu yalana, herşey berbat olmuş. Sevgili kardeşlerim, 32 seneden beri bu hakikatleri insanlara öğretiyoruz. Dîn adamları yanımızda olacakları yerde, Kur’ân hakikatlerinin insanlara öğretilmesiyle, onları aydınlığa kavuşturmamıza bugüne kadar sadece engel oldular. Arkasında samimiyetle insan ruhunun vücuttan ayrılması halinde öleceğine inanmaları var. Gerçekten samimi olarak buna inandırılmışlar. Buna bir defa insan inanırsa, bu kuyruklu yalana kim inanırsa elbette “Benim ruhum vücudumdan ayrılırsa ben ölürüm. Öyleyse ruhun benden ayrılıp da Allah’a ulaşması diye bir şey mümkün olamaz.” diyorlar. Ruhun Allah’a ulaşması hidayettir. Hidayet kelimesinin geçtiği, ruhun Allah’a ulaşması ile ilişkili bütün âyetleri Kur’ân-ı Kerim’de tek tek inceledik ve ülkemizdeki 23 tane Kur’ân-ı Kerim’de hidayetin nasıl gizlendiğini, nasıl saptırıldığını bir ibret levhası olarak bütün insanlara anlatmak üzere bir kitap oluşturduk. İnsanlar böyle bir kitabı, böyle bir kurtuluşu bütün insanlığa hediye etmemizi, onları da cehennemden kurtarmak üzere bunca gayretin sahibi olmamızı pozitif istikamette karşılamadılar. Onların hazırladıkları bütün kitaplarda bu büyük yanlış doğru diye ele alınmış. Hatalılar mı? Hayır, öyle olduğuna inandırılarak okullardan mezun olmuşlar, üniversiteye gitmişler asistan olmuşlar, doçent olmuşlar, profesör olmuşlar ama o ilmi öğrenmişler. Şeytanın insanları mahvetmek için vücuda getirdiği, kendisiyle beraber cehenneme götürmek üzere oluşturduğu ilmi… Sevgili kardeşlerim, bu söylediğimiz hakikatler İslâm âlemine ve bütün dünyaya ulaşacağı güne kadar bu dünyada kim bilir kaç milyon insan ölecek. Bunun arkasında dîn adamlarının kayıtsızlığı var, konulara önem vermemesi var. Bütün dîn adamlarına ihtarlar gönderdik. İstisnasız bütün dîn adamlarına! Bir kısmı hiç okumadan çöp sepetine atmışlar, sonradan bir marifetmiş gibi bize bildiriyorlar. Bir kısmı okumuşlar: “Böyle bir şey mümkün değil. Biz bunca yıl ilim okuduk. Mutlaka bizim öğrendiklerimiz doğrudur.” demişler. Çok az kişi tahkik etmiş ve bütün söylediklerimizin doğru olduğunu görmüşler ama çevrelerindeki bize karşı olanların kahhar ekseriyeti yüzünden, çok büyük bir çoğunluğa onların sahip olması yüzünden hiç seslerini çıkaramamışlar. Sevgili kardeşlerim, bunlar bizim dışımızdaki insanların davranış biçimleri. İnsanlar korkarlar; ellerinden ekmekleri gidecek zannederler. Allahû Tealâ bize korkmamayı öğretti. Bu yüzden ülkemizi terk etmek mecburiyetinde kaldık. Sevgili kardeşlerim, Allah’a ulaşmayı dileyin, mürşidinize tâbî olun ki; ruhunuz vücudunuzdan ayrılsın, Allah’a ulaşsın ve hepiniz büyük mutlulukları yaşayın. Bir gün hakikat öğrenilecek. İnsanların büyük bir kısmı, inşaallah tamamı, bu hakikatleri öğrenip yaşayacaklar. İşte o zaman bütün dünyada bir büyük sulh ve sükûn olacak ve biz hayattayken gerçekleşecek. Dünya sulhunu biz kuracağız sevgili kardeşlerim! Bu, bugünün müjdesidir! Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R
ALLAH'A mektuplar
ISLAMDAN KOPAN KAVRAMLAR- IRSAD
TEFEKKÜRE BUYURUN
RUH -3- Allah katından kişi zikrettikçe gelen nurlar, %100 afetlerle dolu olan nefsin kalbinde yerleştikçe, artık afetler onların yerleştiği yere gelip de onları oradan çıkartamazlar. Hâkimiyet adım adım afetlerin çoğunluğundan eşitliğe, ondan sonrada hasletlerin, kalpteki faziletlerin, üstün geldiği noktaya ulaşır. 40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı). Devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelir ve: “Senin Allah’a ulaşma günün geldi vücudu terk et.” der. O kişinin ruhu da vücudundan ayrılarak önce tâbî olduğu mürşidin dergâhına, oradan da devrin imamının, devrin halifesinin dergâhına ulaşır. İşte bu noktada, o kişi için seyr-i sülûk başlamıştır. 12/YUSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun). Sonra ruh 2. gök katına, Nefs-i Levvame’ye ulaşır. Ne zaman? Ne zaman o kişinin kalbinde 2. defa %7 fazl birikimi gerçekleşirse. Kişi burada nefsini levm eder, kınar: 75/KIYAME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti). Allah’tan ilham almaya başlar ama şeytan da o kişiye ilham vermeye devam eder. Şeytanın ulaştırdıkları da, Allah’ın ulaştırdıkları da o kişinin kalbine ulaşır. 3. defa %7 nur birikimi gerçekleştirdiği zaman kişi Nefs-i Mülhimme’ye ulaşır ve söylediğimiz gibi kişi Allah’tan ilham almaya başlar: 91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ. “O nefse füccuru da, takvası da ilham edilir.” Burası Nefs-i Mülhimme’dir. 13/RAD-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu). “Bilin ki kalpler; Allah’ın zikriyle mutmain olur.” 89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu). “Ey mutmain olan nefs! Allah’tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan. İrciî ilâ rabbiki: Ey ruh Rabbine geri dön, rücû et. Geri dönerek, Rabbine ulaş. Ey fizik vücut kullarımın arasına gir ve cennetime gir.” 35/FATIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru). “Kim nefsini tezkiye ederse, bu onun için hayırdır ve ruhu Allah’a ulaşır. Kim nefsini tezkiye ederse, bunu kendi nefsi için yapmış olur ve ruhu Allah’a ulaşır.” 4/NİSA-58: İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran). “Allah emanetleri onların sahibine Allah’a ulaştırın, sahibine teslim edin.” diyor. GÖNÜL İSTER Kİ
Gönül ister ki, sevgi aksın tüm gönüllere, Güneş doğsun artık ışığa susamış Güller’e, Bir başkadır mutluluk yaşayan için, September 25 SOHBETİN ADI: DAVRANIŞ BİÇİMLERİTARİHİ: 10.06.2008Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz.Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a ne kadar hamdetsek ne kadar şükretsek azdır ki; Allahû Tealâ bize ilim verdi. O’na ne kadar hamdetsek şükretsek azdır ki; bu ilmi sizlere ulaştırabilecek olan imkânları da verdi.İşte sevgili kardeşlerim, insan adı verilen mahlûk yalnız değildir. Mutlaka başka insanlarla birlikte yaşamak mecburiyetindedir. Öyleyse her hâlükârda herkes yaşamak için başkalarına muhtaçtır. Başkalarının diktiği bir elbiseyi, bir gömleği giyecektir. Buğday yetiştirenlerin yetiştirdiği buğdaydan, çeşitli sebzelerden yiyecektir. Kasaplardan et alacaktır. Herkes kendi görevini yapacak ve topluma sunacaktır. Böylece ortaya konanlar talipler tarafından alınıp tüketilecektir.Öyleyse karşılıklı bir diyalog, yardımlaşma ve değişim söz konusudur. Yetiştirenler var, satanlar var, tüketenler var. Satanlar sadece bir aracı pozisyonunda. Ama o aracılar olmasa satılacak olan malın alıcıya ulaştırılması da söz konusu olmaz. Öyleyse bunun bir ihtiyaç olduğunu düşünelim. Herkes birbirine muhtaçtır.Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ hepinizi çok ama çok seviyor. Hepinizin mutlu olmasını istiyor. Hamdolsun ki büyük kısmınız mutluluğu başardınız.Mutluluğun temelinde başkaları için yaşamak en fonksiyonel hüviyeti taşır. Kişinin mutluluğunun doruğa çıkması, o kişinin bütün boyutlarda başkaları için yaşamayı başardığı noktada tecelli eder.Sevgili kardeşlerim, eğer bir insan kendisini başkalarının mutluluğuna adarsa, hayatını sadece başkalarını mutlu etmek için harcarsa, tüketirse onun her günü mutlaka mutluluğun doruklarında geçer. Günlerin nasıl geçtiğini anlayamaz. Kim kendisini başkalarının mutluluğuna adarsa –bir başka ifadeyle başkaları için yaşarsa- işte davranış biçimlerindeki temel felsefeyi, Allahû Tealâ’nın hedeflerini en iyi kavramış kişidir.Allahû Tealâ herkesi başkalarına yardım etsin diye biraraya getirmiştir. Eğer insanlar “Rabbenâ, hep bana!” derse onlar sadece mutsuz olurlar. Yeter mi? Hayır, yetmez; başkalarını da mutsuz ederler.Eğer bir insan manevî bir terbiyeyi almışsa, manevî açıdan cihazlanmışsa o kişi başkaları için yaşamanın ilk adımını atmıştır. Ona öğretilen: “Hayatına mutluluk elbisesini giydirmek istiyorsan, huzur libasına bürünmek istiyorsan o zaman kendini başkalarının mutluluğuna hasret. O istikamette çalış. Her saniye ‘Bir başkasına nasıl mutluluk verebilirim?’ diye düşün. Hayatın sadece bunu gerçekleştirmek üzere geçsin.”Ne çıkar sevgili kardeşlerim, etrafınızdaki insanlara birkaç güzel söz söyleseniz? Evet, hiç sebep yokken “Seni çok seviyorum.” deseniz, ne kaybedersiniz ki? Eğer gözleriniz de o söylediğinize paralel bir görüntü veriyorsa, bir işaret varsa, gözleriniz de aynı şeyi söylüyorsa, etrafınızdaki insanları ne kadar çok sevdiğinizi gözleriniz de onlara bildiriyorsa, o zaman hedefe ulaştınız demektir. Unutmayın, Allahû Tealâ herkesi başkalarını mutlu etmek üzere yarattı.İnsanlar için ya mutluluk vardır ya da mutsuzluk. Bu iki kutbun arasında insan her gün farklı noktalarda bulunur. Çok mutlu olduğu günler vardır, daha az mutlu olduğu günler vardır ve mutsuz olduğu günler de vardır. İşte burada durun. Neden mutsuz? Talep ettiği herhangibir şey gerçekleşmemiştir. Ne olur gerçekleşmemişse? Allahû Tealâ’nın hazineleri bol. Bir başka hedefe yönelin. Ama dikkat edin de bu hedef, başkalarını mutlu etmek istikametinde bir hedef olsun.Kim kendisini başkalarının mutluluğuna adamışsa o, davranış biçimlerinin en mütekâmilini, Allah’ın indindeki en gelişmiş statüsünü tatbik sahasına koymuştur. Sevgili kardeşlerim, bunun için aslî unsur sevmektir. Sakın insanlardan nefret etmeyin. Onlar nefreti kazanabilecek olan şeyler yapsınlar, bu onların problemi. Ama siz onlardan nefret etmemelisiniz. Onları da sevmeye çalışın. Etrafınızda en az sevdiğinizden en çok sevdiğinize kadar bir sevgi halesi oluşsun. Siz madalyonun sadece sevgi tarafını görün. Biliyorsunuz ki bir tarafında nefret var bir tarafında sevgi.Sizden nefret edeni de sevebiliyor musunuz sevgili kardeşlerim? İşte o zaman siz, üzerinize düşeni yapmışsınız demektir. O kişinin sizden nefret ettiğini bilerek onu sevebilecek misiniz? İşte bize böyleleri lâzımdır. Bunu idrak eden kardeşlerimiz bizi temsil edebilirler. Öyleyse bir yuvadasınız. Bu yuvayı lâzımgeldiği biçim ve boyutlarda temsil etmekle mükellefsiniz.Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Herşey öylesine güzel ki… Biraz derûnuna girebilseniz konuların, biraz Allah’ın sizden ne istediğini idrak etmeye çalışsanız… Göreceksiniz ki Allahû Tealâ hepinizden sadece bir tek şey ister; başkalarını mutlu etmenizi. Bunun mânâsı ne? Bunun mânâsı; sizin onların herbirinin kat kat fazla mutlu olmanız.Kime ne kadar mutluluk veriyorsanız Allahû Tealâ da size o kadar mutluluk verir. Öyleyse etrafınızda 20 kişi var. Herbirine onları mutlu edecek şeyler söylüyorsanız, o söylediklerinizin toplamı kadar mutluluk Allahû Tealâ tarafından size verilir. Demek ki siz herbirine verdiğiniz mutluluğun 20 katı mutluluğu yaşıyorsunuz.Allah’ın istediği ne? Bütün insanların mutlu olması, huzur içinde olmasıdır. Yani kişinin iç dünyasındaki kavganın bitmesi, yani kişinin dış dünyasındaki kavganın bitmesi, yani kişinin Allah ile olan ilişkilerinde zirveye ulaşmasıdır.Elbette zirve daimî zikri gerektirdiği için kolay bir iş değildir. Ama o zirvede işlem yönünden, ibadet yönünden (zikir ibadetlerin en büyüğüdür) o en üst seviyede olmadığınızı düşünelim. Başkalarına hizmet etmekle, onları mutlu etmekle zikrin size sağlayacağı mutluluğu sağlayabilirsiniz. Sakın bizi yanlış anlamayın. “Zikri bir kenara bırakın, başkalarını mutlu edin.” diyor muyuz? Hayır! “Başkalarını mutlu ederken de zikir yapın.” diyoruz.Eğer zikri “Allah, Allah, Allah…” diye bir sesli zikirden “Allah, Allah, Allah…” diye bir sessiz zikre, sonra da dilinizi de kımıldatmadan enfüsî zikre (iç dünyanızdaki zikre) dönüştürebilirseniz ve bu konuda uzun süre gayret ederseniz, bir gün iç zikrinizin günün bütününü doldurduğunu göreceksiniz.Uyumaya girerken zikirle giren siz, dilinizi de kımıldatmadan zikretmeyi usûl haline getirince… Nasıl getireceksiniz? Her gece yatarken kıbleyi sağınıza alarak yatacaksınız. Sağ kulağınızı yastığa koyacaksınız. Sağınıza yani kıbleye dönerek uyuyacaksınız. Uyurken dikkat etmeniz lâzımgelen bir şey; kulağınızı o yastığa koyduğunuzda -azıcık sağa sola oynatarak- kalbinizin çift atışlarını “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye atışlarını duymanızdır. İşte uykuların en güzeline o zaman dalarsınız. O zaman bütün rüyalarınız pırıl pırıl rüyalar olur. Hep güzellikleri yaşarsınız. Kâbus görmezsiniz.Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sizler Allah’ın yolundasınız. Allah’a mülâki olmayı, ruhunu hayattayken Allah'a ulaştırmayı dileyen herkes, dilediği andan itibaren Allah’ın yoluna girmiştir. Sonra mı? Sonra o kişi değil; Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır. O kişi Allah'a ulaşmayı dilediği andan itibaren -gerçekten dilemişse- bilmediği, tatmadı bir huzur ve mutluluğu yaşayacaktır. Dünyadaki en mutlu ve huzurlu insanlardan birisi olacaktır. Ne zamana kadar? 7-8 aylık bir süreç içersinde ruhunu Allah'a ulaştırıncaya kadar.Evvelâ kişi Allah'a ulaşmayı diler. Sonra mürşidini Allah’tan sorar. Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Kişi gider, tâbî olur. Tâbiiyetle beraber ruh, vücuttan ayrılıp ana dergâha ulaşır.Allah'a ulaşmayı dilemek; 1. safha.Mürşide ulaşıp tâbî olmak; 2. safha.Ruhun 7 tane gök katına birer birer ulaşması, nefsinin kalbinde Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye, Tezkiye diye 7 kademede nur oluşması, %7’den %49 eder. Başlangıçta giren rahmet nuruyla beraber kalbe giren %49 oranındaki fazıllar, o kişiyi nefs tezkiyesine ulaştırır. Nefs tezkiyesi, Allahû Tealâ’nın herkese verdiği bir ni’mettir. Bu ni'meti tamamladığınız güne kadar dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olursunuz.Burada unutmamanız lâzımgelen nedir? Bu mutluluğunuzu başkalarına da ulaştırmanız. Başka insanlara mutluluğunuzu ulaştırmaya çalışın. Mutluluk; sirayet edici (yayılan), başkalarına bulaşan bir güzelliktir. Onlar da sizin gibi mutlu olsunlar diye çalışın. Sizden etrafınıza mutluluk yayılmalı…Kendinizi şu anda nasıl hissediyorsunuz sevgili kardeşlerim? Eğer mutlu değilseniz hemen “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye zikre başlayın. Eğer Allah'a ulaşmayı dilediyseniz zikir sizin üzerinizde mutlak tesirini gösterir. Dilemediyseniz göstermez. Çünkü siz kabloları birbirine bağlamamış durumdasınız.Allah'a ulaşmayı dilemek (ruhunuzu hayattayken Allah'a ulaştırmayı dilemek) sizinle Allah arasında bir bağdır, bir kablodur. Dilemiyorsunuz; o kabloyu yok ettiniz. Eğer Allah'a ulaşmayı diledikten sonra vuslata ulaştıysanız -ki ulaşmamanız mümkün değildir- ondan sonra şeytan size musallat olacaktır. Ona mağlup olursanız düşersiniz.Allah'a ulaşan ruhunuz, ulaşana kadar size dünyadaki en büyük mutlulukları yaşatmıştır. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse ulaşmayı diledikten ruhun Allah'a ulaşmasına kadar geçen 7-8 aylık bir zaman parçasında, o kişi dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olur.İşte davranış biçimleriniz başkasına örnek olmalıdır ki; onlar da sizin gibi yapsınlar, onlar da sizin gibi mutlu olsunlar. Siz başkalarına güzel davranınca onlardan da güzel davranışlar beklemeye hakkınız olur.Eşyanın tabiatına uygun olan nedir? Birisi size güzel davrandığı zaman, size sevgiyle yaklaştığı zaman, gözlerinde size olan sevgisinin ışıltılarını hissettiği zaman siz de içinizden gelen, Allahû Tealâ tarafından verilen bir duygudur bu; sevginin karşılığı sevgidir. Şeytan tarafından verilen bir başka duygu var; nefretin karşılığı nefrettir. 1. el 2.’den nefret ediyor. 2. bütün gayretine rağmen onda nefret olduğunu gördüğü zaman -eğer kendini iblisin tuzağından koruyamazsa- o da karşısındakinden nefret etmeye başlar. Böyle olmayın sevgili kardeşlerim.Etrafınızdaki insanlar varsın size diş bilesinler, varsınlar size kızsınlar. Allah’ın yolundasınız diye kim size kızıyorsa bu, sizin için bir şereftir. Onlar sadece Allah’ın yolunu ve onun güzelliklerini bilmedikleri için size kızarlar. Ama mutluluk terazisinde tartıldığınız zaman siz mutlusunuz, onlar mutsuz. Terazilerin iki kefesinden birisi sizin kefeniz; yukarıda, Allah’a yakın. Onlarınki aşağıda; şeytana yakın. 0 noktasından aynı seviyede uzaktasınız. Mutluluk terazisinde birisi yukarı doğru uzakta, birisi aşağı doğru orta noktalara uzaktadır. 0 noktasından yukarı çıkan şey mutluluktur, aşağı inen de mutsuzluk…Öyleyse Allahû Tealâ insanları 0 noktasında mı yaratmış? Evet. İnsanı killi topraktan (salsalinden) yaratmış. Sonra ona ruhundan üfürmüş. Böyle bir insan çıkmış ortaya; Âdem (A.S). O’nun kaburga kemiğinden Hz. Havva’yı yaratmış. Onlardan biz insanlar birer birer dünyaya gelmişiz. İşte şu anda bizden evvel ölen milyarlarca insan var. Şu anda bizler hayattayız. Bizler de bir gün öleceğiz. Bizden sonra da milyarlarca insan hayata gelecek, yaşayacak, onlar da ölecekler.Ne diyor bir şair? “Bâki olan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.” diyor. İşte siz de insanlara güzel şeyler söylerseniz, hayatınızı insanların mutluluğuna adarsanız sizden de insanlar en güzel şekilde bahsedeceklerdir.Peki neden bizden en güzel şekilde bahsetmiyorlar? Şeytan, gelecekteki dünya mutluluğunu bizim gerçekleştireceğimizi biliyor. Onun için bizi insanlara kötü göstermek konusunda ve bu hedefi geciktirmek konusunda elinden gelen herşeyi yapıyor. Hâlâ birçok insan incelemek gereğini bile duymaksızın aleyhimizde.Sevgili kardeşlerim, ne kadar yanlış bir şey değil mi? Bir insanı suçlamak ama başkaları öyle söylediği için suçlamak. Bir insanın bir başkasını suçlayabilmesi için bir suç unsurunun var olup olmadığından emin olması lâzım. Bunun sağlaması ise ancak tahkik ile mümkündür. Kişi kasetleri alıp dinleyecek. Ne söylüyoruz acaba biz? Söylediklerimizi dinledikten sonra, hiç kimse bizden nefret etmez, edemez. Sadece bizi sever.Sevgi sirayet eden, yayılan bir müessesedir. Biz bizi sevenleri de severiz, bizi sevmeyenleri de severiz. Allah onları da yaratmıştır. Eğer insanlar şeytanın tesirindelerse onlar bizi başlangıçta sevmeyeceklerdir. Çünkü şeytan, insanlara aleyhimizde birçok şey söyletecektir. Bu da eşyanın tabiatına son derece uygundur. Ama sonra? Söylediklerimizi mihenge vurdukları zaman, teraziye koydukları zaman kendimizi -onlar da dahil olmak üzere- bütün insanlığın mutluluğuna adadığımız ortaya çıkacaktır. Böyle bir hakikate ulaşan bir kişi ne kadar kötü niyetli olursa olsun düşünmeyecek midir? “Biz ona karşı haksızlık etmişiz.” demeyecek midir? Başkasına söylemesinden bahsetmiyoruz; kendi iç dünyasında bunu söylemeyecek midir? Eğer o kişi kibirliyse, gururluysa ve bizi hiç incelemeden bizim hakkımızda hüküm verip bize karşı çıkmışsa o zaman bundan utanç duymayacak mıdır?Sevgili kardeşlerim, biz onları da severiz. Bize karşı olan, aleyhimizde şu veya bu şekilde yazı yazan, söz söyleyen birçok insan, bizi tanımadıkları için bunları söylerler. Niçin söylerler? Çünkü biz onlara dîn öğretenlerin söylediği o eksik dîn eğitiminin dışındayız.Bizim eğitimimiz insanlar tarafından gerçekleştirilmedi. Bizi eğiten; Allah’tır. Eseri de ortadadır; 19 ciltlik bir Kur'ân-ı Kerim tefsiri, 8536 sayfa. Onu Allah’ın yardımıyla gerçekleştirdik. Kardeşlerimizin de herbirisinin derece derece onun yazılmasında, basılmasında, ciltlenmesinde katkıları oldu. A’dan Z’ye her âyet-i kerimeyi tek tek gözden geçirdik. Allah’ın bize işaret ettiği değiştirmeleri biz gerçekleştirdik. Herkes aynı olaya farklı bakabilir ama önemli olan Allah’ın nasıl baktığıdır. İşte o Kur'ân-ı Kerim, Allah’ın bakış açısını bütün insanlığa asırlar boyunca haykıracak olan bir özellik taşır.Sevgili kardeşlerim, biz herkesi severiz. Bize kızanlar da bize hakaret edenler de buna dahildir. Allahû Tealâ bize kimseden nefret etmeyi nasip kılmadı. Nefreti kalbimizden söktü, aldı. Kini, intikam duygusunu söktü, aldı.İnsanlar bize düşmanlık etmiş olabilirler. O bizim problemimiz değil; onların problemi. İnsanların büyük kısmı bizim ülkemizde hâlâ bizi anlamamış olabilirler. O da bizim problemimiz değil. Çünkü anlamayan kişi mutluluğu yaşayamaz. Oysaki Allahû Tealâ bize mutluluğun reçetesini yazdırdı. Tatbik eden kişinin mutlu olmaması mümkün değildir. Bu dünyada da insanların en çok istediği şey, mutlu olmaktır.Öyleyse bu davranış biçimlerinizde mutlu olmanın ne olduğunu çok iyi bileceksiniz. Mutlu olmak;1- Bir insanın iç dünyasında mutlu olmasıdır; nefsiyle ruhu arasındaki kavganın bitmesidir.2- Dış dünyasında mutlu olmasıdır; başka insanlarla arasındaki kavganın bitmesidir.Burada bir şeye dikkatinizi çekiyorum: Onlar sizinle kavga etmekte devam edebilirler. Bu, onların problemi ama siz kavgayı bitireceksiniz. Onlara sadece tavsiyelerde bulunacaksınız. Sadece onları incitmemeye çalışarak ikaz edeceksiniz.Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ hepinizin mutlaka saadete ulaşmasını ister. O, insanları mutlu olsunlar diye yaratmıştır.1- İç dünyalarında, nefsleriyle ruhları arasındaki o kavganın bitmesini ister.2- Dış dünyalarında, o insanların başka insanlarla olan kavgalarının bitmesini ister.3- Allah ile olan ilişkilerindeyse Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasaklarını hiç işlemeyen bir hüviyete ulaşmasını ister.İşte mutlu insan odur ki; o bu üç ayrı cephede başarıya ulaşmıştır.Öyleyse bu davranış biçimlerini herkese ulaştırmalısınız. Zikirle nefsin kalbindeki afetlerin temizlenmesi söz konusudur. Nefsin kalbinde afet olsa da, eğer kişi başka insanlarla ilişkilerinde onları kırmayacak olan, aksine onların beğenisini kazanacak olan bir davranış biçimleri dizisi tatbik ederse, hayatının bu istikamette şekillenmesini başarabilirse o kişi, başkalarını mutlu eden bir kişidir. İşte asıl mutluluk burada sevgili kardeşlerim.Hayatınızı başkalarının mutluluğuna adamak, size kızanları da mutlu etmeye çalışmak. Onlara da mutluluğun formülünü, reçetesini vermek. Kişinin onları da mutlu etmek konusunda bütün gayretiyle çalışması. Bu, davranış biçimlerinin temelini teşkil eder. Allahû Tealâ’nın bütün insanlığa emri budur. “Başkaları için yaşamak” diyoruz adına. Kim hangi ölçüde başkaları için yaşıyorsa, hangi ölçüde kendisini defterden silebiliyorsa o kadar mutludur.Mutluluk; başkalarına hizmetin aynasıdır. Bu ise beşerî münâsebetlerde yani davranış biçimlerinde, insan ilişkilerinde en önemli faktördür.Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Biz hepinizi çok ama çok seviyoruz. Hamdolsun ki; Allahû Tealâ bize sevmeyi öğretti. Sonsuz defa daha hamdolsun ki; Allahû Tealâ kalbimizden kini, nefreti kökleriyle beraber söktü, yok etti. İnsanlar bize kötü davranabilirler, kötü söz söyleyebilirler ama biz onlardan nefret edemeyiz. Böyle bir duygu bizim içimizde artık neşvünemâ bulamaz, kök salamaz, gelişemez. Nefret yok, kin yok.Sevgili kardeşlerim, davranış biçimlerinde hepiniz bunu hedef ittihaz etmelisiniz kendinize. Size kötü davrananlara da iyi davranabilecek misiniz? İşte davranış biçimlerinin özü budur. Hayatınızı başkalarını mutlu etmeye adayabilecek misiniz? Sanki zor bir şeyden bahsediyormuşum gibi söylüyorum değil mi? Adayabilmek…Gerçekten insanlara çok zor geliyor; başkaları onlara kötü davranırken o kötülüğü hiçe sayıp onlara iyi davranabilmek. İşte Allah’ın tasarrufuna girdiğiniz zaman onu yapmayı öğreneceksiniz. Siz o zaman kimseye düşman olamazsınız. Hiç kimse için Allahû Tealâ’ya onu cezalandırması için müracaat edemezsiniz. İçinizden gelmez. İç dünyanızda intikam duygusu bütünüyle yok edilmiştir. Sevgili kardeşlerim, o zaman siz de aynı şeyi söyleyeceksiniz: Herşey çok mu güzel yoksa bize mi öyle geliyor?İşte dünya adı verilen bir gezegende yaşıyoruz. 100 milyar galaksi. Her galakside 100 milyar yıldız. Birçoğunda hayat var. Onun için Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim’de “yerlerdeki insanlar, göklerdeki insanlar, ikisinin arasındaki insanlar” diye 3 grup insandan bahsediyor. Her gezegene göre diğer gezegenler göklerdeki insanlar ve ikisinin arasındaki insanlardır.-19/MERYEM-65: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetih(ibâdetihî), hel ta’lemu lehu semiyyâ(semiyyen).
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Real Player yüklemek için tıklayınız Flash Get yüklemek için tıklayınız | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İSLÂM’DAN KOPANLAR
İRŞAD
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de iki yoldan bahsetmektedir. Rüşd yolu, gayy yolu. Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:
7/A'RAF-146: Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.
7/A'RAF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhireti habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr eden kimselerin amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır (karşılık verilir)?
İrşad yolu rüşd yoludur. İnsanı irşad makamına ulaştırır, mürşide ulaştırır ve tâbiiyetini gerçekleştirir. Eğer kişi sonuna kadar gitmeye azmederse, bu istikamette cenk ederse, kendine düşen görevleri yaparsa, bu kişinin neticede mürşid olması söz konusu olur. Rüşd yolu kişiyi başlangıçta tâbî olmak için irşad makamına ulaştırır. Kişi yılmadan hedefine doğru gitmekte ısrarlı olursa, en sonunda o kişiyi mürşid yapar.
İnsanlar ya rüşd yolunu yol edinirler ya da gayy yolunu yol edinirler. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi rüşd yolunu yol edinmiştir. Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi kendisine rüşd yolunu yol edinmemiştir, gayy yolunu yol edinmiştir. Gayy yolu; cehennem yoludur. Rüşd yolu yukarıya, gayy yolu aşağıya götürür.
Rüşd yolunu seçmedikçe, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe herkes gayy yolundadır.
Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayarak iradenin Allah’a teslim edildiği noktaya kadar sürecek olan rüşd yolunu devreden çıkaranlar, gayy yolunda ömür boyu kalanlardır.
Herkes gayy yolundadır, herkes doğuştan itibaren dalâlettedir. Ne zaman bir insan Allah’a ulaşmayı dilerse o zaman dalâletten kurtulur. Yani kendisine rüşd yolunu seçtiği zaman dalâletten kurtulur. Allah’a ulaşmayı dilemek demek, kişinin kendisine rüşd yolunu seçmesi demektir.
Rüşd kelimesi, raşid kelimesi, mürşid kelimesi, mürşidîn kelimesi, irşad kelimesi hepsi aynı kökten gelir. Bütün insanlar için rüşd şarttır, temel hedeftir, vazgeçilmez hedeftir.
İrşad müessesesi bir mürşidi bir de müridi gerektirir. Mürid; Allah’a ulaşmayı murad eden, ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dileyen, talep sahibi olan kişidir. Mürşid de onun talebine cevap verecek olan, Allah’ın o cevapları vermekle vazifeli kıldığı, yetkili kıldığı ve o vasfa ulaştırdığı insandır.
Allahû Tealâ Bakara Suresinin 256 ve 257. âyetlerinde şunları söylüyor:
2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidayet yolu; Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
Gayy yolu, rüşd yolu ile ayrılmıştır. Rüşd yolundakiler Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Rüşd yolundakiler ancak mürşidine ulaşacak olanlardır. Gayy yolundakiler hiçbir zaman kendilerine bir mürşid arama zahmetine katlanmayacaklardır, cehennemden kurtulmaları da mümkün değildir.
Rüşd yolunun sahibi olan mürşidin eli, âyet-i kerimede geçen, kopması mümkün olmayan kulptur.
Allahû Tealâ zulmetten nura ulaşmaktan bahsediyor. Herkesin kalbi başlangıçta kapkaranlıktır; afetlerle %100 doludur. Eğer bu kişi Allah’a ulaşmayı dilerse nefs tezkiyesine başlayacaktır. Mürşidine ulaşıp tâbî olduktan sonra, nefs tezkiyesi vasıtasıyla Allahû Tealâ’dan gelen rahmetle fazl, rahmetle salâvât nurları kişinin kalbine ulaşacaktır. Fazıllar, îmân kelimesi etrafında toplanmaya başlayacaktır. İşte bu toplanma sebebiyle oradaki %2 rahmet birikimi aşılınca artık, nefsin kalbine devamlı fazıllar girmeye başlayacaktır. Fazıllar, nefsin kalbinde kalıcı unsurlardır ve nurdurlar. Kişinin kalbinin karanlıklarını yok ederek nurlar gelip o kişinin kalbine adım adım yerleşecektir. Allahû Tealâ ile olan ilişkilerde böyle bir dizaynı gerçekleştiren, Allah’a ulaşmayı dileyen herkes bu hedeflere mutlaka ulaşır. Allah onların dostu olur ve onları taguta (insan ve cin şeytanlar) dost olmaktan kurtarır.
__________________